Kültür ve Sanat

Gelenek ve Görenekler


Yöre halkı büyük şehirlere göçe başladığından beri eski gelenekleri az da olsa terk etme yolunu tutmuştur. Ancak büyük çoğunluk eski, göreneklerine bağlıdır. Bu gelenek ve görenekler çoğunlukla eski söylentilere dayanır.


Her yıl Mart ayının 14´ ünde yılbaşı tutulur. O sabah erkenden kalkılır, deniz veya akarsudan su alarak eve gelinir ve sağ ayak ile eşikten geçilerek eve girilir. Su evin dört bir tarafına serpilir. Eğer hayvanlar varsa onların üzerine de serpilir. O gün kimse evine uğursuz gelir diye misafir kabul etmez, ancak ayağı denenmiş birisi varsa o eve çağrılır. Gelen kişi sağ ayağını içeriye atar yeni yılınız hayırlı olsun martınızı bozuyorum der o gece evde ısırgan veya paça pişirilir içine yeşil boncuk atılır. Bunları yerken boncuk kimin ağzına gelirse o yıl bu şahıs ekine başlar, aile içerisinde bol rızıklı kabul edilir.


Yine Mart´ın 14 ünde gün tutulur. Mart´ın 14´ü, Mart 15´i , Nisan 16´sı, Mayıs v.b. aylar olarak adlandırılır. O günlerdeki havanın durumuna göre o ayların nasıl geçeceği hakkında fikir yürütülür.


6 Mayıs´ta hıdrellez tutulur. Bu gün Hızır ve İlyas Aleyhissamların bir araya geldiğine ve artık kış ayının bitip güzel günlerin geleceğine inanılır.


Yine akşamdan 3-5 genç kızlar niyet tutarak bir gül ağacının dibine yüzüklerini gömerler. Sabahleyin mani okuyarak onları çıkarırlar. Söylenen maninin manasına göre talihlerini denerler. 

 

 

Mayıs Yedisi (Aksu Şenlikleri)
 
 
Her yıl Mayıs ayının 7´sinde (Miladi 20 Mayıs) kutlanır. 1977 yılına kadar "MAYIS YEDİSİ" adıyla sürdürülen törenler bu tarihten sonra "AKSU ŞENLİKLERİ" adını almıştır. Daha sonra 1992 yılı başında alınan yeni bir kararla daha geniş kitlelerle sosyal ve kültürel ilişkilerin sağlanması ve sürdürülmesi amaçlanarak adının "ULUSLARARASI KARADENİZ AKSU FESTİVALİ" olması kabul edilmiştir. Her yıl 20 Mayıs günü Giresun´un doğusunda bulunan Aksu Deresinin deniz ile birleştiği yerde insanlar toplanırlar. Özellikle hastalar, dertliler, çocuğu olmayanlar, dilekleri olanlar Aksu Deresinin kıyısına giderler bir dilek dileyip yedi çift bir tek taşı suya atarlar. Aksu mahallinde yapılan bu törenler üç ana bölümden oluşur.
 
 
1-SACAYAKTAN GEÇME GELENEĞİ: Soyun sürdürülmesi kültürüne dayanır. Çocuğu olmayanlar dilekte bulunarak üç kez sacayaktan geçerler. Üç kutsal sayılan bir rakamdır. Sacayak ana rahminin simgesidir.

2-DERE TAŞLAMA GELENEĞİ: İlkbahar , doğanın hayat bulduğu mevsimdir. Doğanın getirdiği yaşama zevkiyle insanlar da bütün kötülüklerden arınmak gereğini duyarlar. Aksu Deresinin denize döküldüğü yerde toplanan insanlar "Derdim Belam Denize" diyerek yedi çift bir tek taş atarlar. Yedi kutsallığı olan bir rakamdır. Tek taş, dileğin yerini bulması için atılan sonuncu taştır.

3-ADANIN ETRAFINI DOLAŞMA GELENEĞİ: Soyun sürdürülmesi inancıyla yapılan sacayaktan geçme geleneği Ada´nın etrafının dolaşılmasıyla tamamlanır. Ada turu Hamza Taşı´nın önünde başlar. Yine Hamza Taşı´nın önünde son bulur. Törenin amacı; soyun sürdürülmesi, belaların denize atılması, döllenmenin bu mevsimde başlaması ve toprağın bereketlenmesi.
 
                                                                        GİRESUN FOLKLORU
 
 
GİRESUN YÖRESİNDE OYUN GELENEĞİ


İlimizde iklim şartlarının ve tabiatın çok sert olmadığı bilinmektedir. Yöresel olarak daha çok denizle beraber yaşamayı öğrenmiş, sırtını dağlara vermiş ve toprağını da işlerken fındığa büyük önem vermiştir. Bu yaşam tarzı geleneklerini ve yöresel davranışlarını etkilemiştir. Yani bu yöre insanları ne fazla sert ne de fazla yumuşak figürlere yer vermiştir. Yani yörenin kendine özgü halk danslarının oluşmasında büyük etkendir.
 

Danslar genellikle hareket ve çeviklik içermekle beraber kadın ve erkeğin beraber oynadıkları bölümde erkeğin kadına karşı olan saygısından dolayıdır ki, erkek figürleri kız figürleri ile aynı esneklik ve yumuşaklığa kadar düşmektedir. Fakat danslar kazaların bulunduğu yörenin karakteristik özelliğini de içine alarak farklı şekillerde icra edilmektedir. Bu farklılık kostümlerini bile etkilemiştir. Örneğin Alucra ve Şebinkarahisar civarında oynanan oyunlar Karadeniz etkisinin yanında; Orta ve Doğu Anadolu kültürünün esintilerini de üzerinde taşır.

Giresun insanının yaşam tarzı ve biçimi Karadeniz bölgesi içinde, bölgeye has özellik gösterdiği gibi bölgeden uzak karakter de gösterir.

Bölge kıyısında oyunlar; iç içe yaşadığı deniz gibi, hareketli ve coşkundur. Oyun ve türküleri de kendilerine uygundur. Giresun oyunları içinde en önemlisi Giresun Karşılaması ve horonudur. Horonu yine erkekler bölgenin meşhur çalgısı olan kemençe veya davul zurna ile oynarlar. Kadınları ise; Def, Davul, Zurna, Ud ve Bağlam eşliğinde oynarlar. Horonlar; düz horon, sık sara, sallama gibi, karşılamalar ise; Tüfekli Çandır Karşılaması, Bulancak karşılaması, çandır çöplük(karşılama) tür. Müzik ve ritmine göre değişen çeşitleri vardır. Giresun’da Halk Oyunları çeşit olarak üçe ayrılırlar. Bunlar; Horonlar, Karşılamalar ve (yörede Kolbastı, bugün ise çoğunlukla FİNGİL olarak bilinen) Meteliktir.

Giresun yöresinde çok fazla miktarda halk oyunları mevcut iken değişik sebeplerden dolayı bu oyunlar icra edilmemekte, yada edilememektedir. Zaten oyunların çoğu unutulmuştur. Fakat bazılarının müzikleri hala kullanılmaktadır.
 

GİRESUN YÖRESİNDE MÜZİK GELENEĞİ

Giresun yöresi müzikal zenginliği olan bir ilimizdir. Tarihine bakıldığı zaman bir sayfiye yeri olarak ortaya çıkmaktadır. Osmanlı zamanında sayfiye yerleri daha çok tatil yerleri olarak kullanılırdı. Böyle olunca eğlence ağırlık bir yaşam söz konusu olmaktadır. Tiyatro ve musiki oldukça gelişmiştir. Giresun tarihinde yerli halkına bakıldığında; saraylı etkisi göze çarpar. Böyle bol musiki ve oyunlu bir bölgede, gerek müzik ve gerekse oyunlar konusundan saray musikisi ve halk musikisi birbirlerinden etkilendikleri açık bir şekilde görülmektedir. Özellikle Söz konusu olan bu oluşum belki yüzlerce yıllık bir süreçte oluşmuştur. Bugün bakıldığında tam olarak karşılama normunda çalınıp söylenmektedir. Yörede çok yaygın olan karşılamadır.9/8’lik usulü olan karşılamaların, 3’lüsü(aksağı sondadır.. Çünkü icrası diğer türe göre daha kolaydır. Bu gün kullanılan Miralay türküsü bu türe güzel bir örnektir. Horonlarda ise durum daha kolaydır. 7/8´lik yada 7/16’lık olarak görülür. Genellikle hemen hepsinin 3’lüsü sondadır. Bazı istisnai horonlar vardır. Onlar 5,8,9 ve 10 zamanlı horonlardır. Yine bazı 7/8’lik horonların 3’lüleri yer değiştirip başa veya ikinci sırada da görülebilir. Ama horon denildiği zaman 7 zamanlı ve 3’lüsü sonda olarak bilinir. Geçmişi konusunda bir şey söylemek çok zordur. Ancak çok eski bir oyun türü olduğu söylenebilir. Hatta 18OO´lü yıllarda yaşamış olan Tuzcuoğlu Mehmet Ali´nin çaldığı horon müziğini bu gün Tuzcuoğlu horonu diye hatırlayıp, hala çalabilenler mevcuttur.


Bir diğer oyun türü de fingil (pek çok kaynakta metelik yada kolbastı olarak geçer.) olarak karşımıza çıkar. Bu diğer ikisine göre daha yeni bir türdür. Özellikle askerlik nedeniyle başka memleketlere gidip gelen gençler gittikleri yerlerdeki eğlence ortamlarında gördükleri oyunları ve müzikleri memleketlerine getirmişlerdir. Müzikal yapı olarak 4/4’lük, 2/4’lük ana usul ve kalıpları olarak karşımıza çıkıyor. Daha sonra bu tür çok tutulmuş ve oturak alemlerinin vazgeçilmez türküleriyle oynanmaya başlanmıştır. Özellikle Lazutlar, Sokakbaşı Meyhane gibi türküler Giresun halkı tarafından halen çok sevilen ve söylenen türkülerdir.

 

GİRESUN YÖRESİNDE OYNANAN HALK OYUNLARI

Giresun’da bugün unutulmamış ve hala halkın ve çeşitli oyun gruplarının oynamış olduğu oyunlardan bahsedecek olursak Karşılamalar, Tüfekli çandır karşılaması, Horonlar, kız Sallama horonu, erkek Sallama horonu, erkek Sıksara ( Sıksaray- sık Horon)Horonu, Kolbastı ( Fingil, Metelik) Gürcü sallaması gibi oyunları sayabiliriz.


KARŞILAMALAR

Giresun yöresinin temel esasını oluşturan oyun karşılamadır. Oyun çok eskiye dayanır. İsmini karşılıklı oynamaktan alır. Buradaki karşılama “Karşılık” kökünden gelen, karşı karşıya oynama diye de nitelendirilen karşılamayı esas alır. Karşılamada ise kız ve erkekler karşı karşıya oynarlar.


Oyun ritmik olarak 9 zamanlıdır. Bu karşılama türünde ayak değişmeden ritim kalıbında değişiklikler olabilir. Örneğin kalıpta bulunan üçlünün yeri her zaman sonda olmayabilir.Örneğin; Miralay müziğinin üçlüsü sondadır .( 2 + 2 + 2 + 3 = 9 ) Bağlamam Perde Perde müziğinin üçlüsü ise ikinci sıradadır. ( 2 + 3 + 2 + 2 = 9 ) bunun sebebini müzik geleneği konusunda anlatmıştık.


Kullanılan müzikler; Miralay, Bağlamam Perde Perde, Altın Yüzük Var Benim, Oy Giresun Kayıkları, Giresun’un Evleri, Al Tavandan Belleri, Çıkma Fındık Dalına, Bulancak Karşılaması, Zurna Karşılaması …


Çoğunlukla bağlama, davul - zurna ve kemence ile oynanır. Eskiden kalma karşılama müziklerinin bazıları bugün çoğunlukla kullanılır. Fakat bazı bölümleri özellikle kullanılmaz. Çünkü icrası oldukça zordur. Ritm ve ölçü kaçırma riski çoktur. Örneğin; Çandır Karşılamasının (tüm repertuar kayıtlarında bu türkü Giresun karşılaması olarak bilinir) oyun bölümündeki çarptırma ve taramalar(tıramola) herkesin yapabileceği bir şey değildir. Onun için halk oyunları grupları bu ezginin sadece türkü bölümünü kullanırlar. 

 

TÜFEKLİ ÇANDIR KARŞILAMASI
 

Oyun adını Giresun iline bağlı Çandır köyünden alır. Giresun’da bir gerçeğe inanılır. “Giresun’da en güzel Çandırlılar oynar.”Herkesin bildiğinin aksine bu oyun savaşı anlatmaz. Giresun ve çevresinde yapılan düğünlerde “Konak Gitme” olayı vardır. Bu ziyaretlerde herkes kendi köyünün, kasabasının veya bulunduğu yerin oyununu oynar. İşte Çandırlılar konak gittikleri köylerde ilk olarak bu oyunu oynarlar. Oyun şöyle oynanır;

Tüfeği olan herkes ortaya toplanıp bir daire kurarlar. İçlerinden tecrübeli biri çavuşluk yapar. Oyun özellikle davul ve zurna ile oynanır. Önce müzik başlar. Normal karşılama ritminden daha ağır oynanır. Çavuşun komutuyla yavaş yavaş oynanmaya başlanır. Yine çavuşun “nişan al” komutuyla havaya, daire ortasına yere veya birbirlerinin ayakları dibine nişan alırlar. Çavuşun “ateş” komutuyla herkes ateş eder. Boşalan tüfekleri çavuş doldurmaya başlar. Tekrar aynı şekilde nişan ve ateş komutlarıyla oyun böylece devam eder. İlk zamanlar çakmaklı üstten doldurmalı tüfekler kullanılırdı. Boşalan tüfeklere ezva (barutu ateşlemeye yarayan tıpa) ve barut doldurma işini de çavuş yapardı. Daha sonra ki zamanlarda mavzer, sonra da av tüfekleri kullanıldı. Bu seferde boşalan tüfeklere fişek ve mermi doldurma işini yine çavuş üstlenirdi.

Oyun dokuz zamanlıdır (2 + 2 + 2 + 3 = 9). Normal karşılama ritminden daha ağır (yavaş) ritmle oynanır. Oyunda göze çarpan özellik ise tüfek ile havaya ve yere ateş etme özelliğidir. Kullanılan müzikler; Çandır Tüfekli Karşılaması. 

 

HORONLAR

Giresun il merkezinde horon görüldüğü gibi, ilimizde esas olarak horon Görele ilçesi ve çevresinde sıkça icra edilir. Çoğunlukla kemence ve davul - zurna ile oynanır. Görele´de yaygın olmasının sebebi büyük kemence üstatlarının Göreleli olmalarında ileri gelir. Horonların isimleri de, bu ustaların isimleriyle anılır. Bunun sebebi bu eserleri ilk icra eden kişi olmaları, yani yaratıcısı olmalarıdır. Örneğin Tuzcuoğlu horonu, Piçoğlu Sıksarası gibi. Görele konum itibariyle Trabzon ile Giresun´un tam ortasında yer alır. Coğrafik olarak Giresun´a bağlıdır. Ancak birçok kültürel değer bakımından (türkü, halk oyunları) Trabzon´a daha yakındır. Yayla olarak da Trabzon ile aynı yaylayı, yani Sis Dağı ve Kadırga Yaylasını kullanır. “Bu olayın sebebini birazdan yayla kültürü konusunda anlatacağız”. Trabzon halk oyunları olarak Giresun´dan önce atılım yapmış kullandıkları oyun ve müzikleri halka, yıllar içerisinde icra yoluyla göstermiştir. Halk da bu oyunları Trabzon yöresi diye kabullenmiştir. Hatta Giresunlular dahi bunu kabul etmiştir. Fakat sonra kendi oyunlarını ve müziklerini ortaya çıkarmak istediklerinde "Bu Trabzon yöresi, bunu Giresun yöresi olarak oynayamaz, tanıtamazsınız" şeklinde eleştiriler aldılar. 196O´lı yıllardan önce her iki ilde bu müzikler kullanılırken ve bu oyunlar oynanırken kimse Trabzon Giresun ayrımı yapmazken günümüzde bu ayrım yapılmaktadır. Mecburen yeni müzik ve oyun (Trabzon´da kullanılmayan) arayışına girildi.En büyük kemence ustaları Giresun´dan çıkmasına rağmen horonlarda çoğunlukla Davul - Zurna kullanılmaya başlandı. Şu gerçeği de unutmamak lazımdır. Harşit çayı doğal bir sınır olduğundan, Harşit çayının Doğusu ve Batısı arasında bir takım kültürel farklılıklar vardır. Her ne olursa olsun; Görele, Espiye, Eynesil yöreleri ayrı değerlendirilmelidir. 
 

 

KIZ SALLAMASI

Giresun’da karşılama türü oyunların dışında yöre karakterine ve coğrafyasına uygun olan bir başka oyun da horon türüdür. Bu oyun cumhuriyetten sonra ortaya çıkmıştır. Nedeni ise; kızların kendi aralarında yaptıkları eğlencelerde erkekleri taklit ederek oynamaya başlamalarıdır. Figür zenginliği 5 veya 6’yı geçmez. 7 zamanlıdır. Oldukça yumuşak, narin ve cilveli bir şekilde oynanır.

Çoğunlukla kemençeyle oynanır. Bağlama, Def, Ud gibi sazlarda kullanıldığı görülür. Kullanılan müzikler; Çavuşlu Horonu, Püsküllü ……..
 
 

 

 

ERKEK SALLAMASI

Giresun tarihi kadar eskidir. En az 3 kişi ile oynanır. Tatlı sert bir anlayış vardır. Yöresel tabiriyle “gevrek” tir. Oyun 5 zamanlıdır. Figür zamanları 10 birim zaman ve bağlantılıdır. Oyun halka şeklinde oynanır. Oynanılan yerin şekline göre bağlı dizi düz, halka, yarım halka şeklinde de oynanır. Figür bakımından zengindir. Horonun olmazsa olmazı olan “alaşağı” figürü sıkça yapılır. Bir nevi sık horona geçmek için, alıştırma ve ısınma oyunu da diyebiliriz.


Genellikle kemençe veya davul zurnayla oynanır. Müzik olarak çoğunlukla Merekte Sarı Saman kullanılır.
 
SIKSARA (SIKSARAY,SIK HORON)

Bu oyun sallamanın aksine daha sert ve coşkulu oynanır. Sık’ın anlamı çok çabuk demektir. Bir çeşit sık oyun, sık horon çabuk horon demektir. Az zaman içinde çabuk ve fazla figür yapmak gerekmektedir. Sıksara, zamanla sıksaray olmuştur. Burada yörelerin mahalli ağızları büyük rol oynamıştır. Oyun 7 zamanlıdır.
Horon,“Karadeniz bölgesinde özellikle Doğu Karadeniz’in kıyı kesimlerinde toplu olarak ve daha çok bağlı diziyle oynanan disiplinli halk oyunlarının genel adı dır. Horum, Horun, forom vb. şekillerinde de söylenir.

Horon Cenevizlilerden kalmadır. Karadeniz’e özellikle Harşit havzasına gelip buradan da Türk ve Yunan kavimlerine geçmiştir. İstila ve temaslar sonucu oradan Batı Avrupa’ya ve Karadeniz’in doğusuna yayılmıştır.


Genel olarak ülkemizde Doğu Karadeniz bölgesinde Trabzon, Rize Giresun civarında oynanır. Bunun yanı sıra az da olsa Artvin, Ordu, Samsun, Bayburt, Gümüşhane gibi illerde de görülebilir.


Horonda denizin dalga hareketlerini ve kıpırtılarını, balıkların çırpınışını görür gibi oluruz. Horonların oluşmasında Karadeniz bölgesinin çok engebeli doğal yapısının, fırtınalı hırçın bir deniz olan Karadeniz’in sarp bir arazide bazen bir ayağını bile zor basabildiği patika yollarda yürüyen ve sırtında yük taşıyan Karadeniz insanının çevikliği anlatılmaktadır. Horonda yapılan hareketler incelendiğinde, belleme, çapalama, deniz dalgalarının parçalanması, dalgaların kıyıdan geri çekilirken çakıllarda çıkardığı ses, kürek çekme, balıkların ağlara yakalandıkları andaki çırpınışları gibi doğal olayların veya işle ilgili tarımsal hareketlerin canlandırıldığı görülür.
Horom kelimesi ve horla üzerindeki dik olarak kümelendirilmiş birkaç bağdan oluşan mısırlara verilen bir isimdir. Horomların bulunduğu tarla uzaktan görünüş olara kollarını havaya kaldırmış bir şekilde duran insan kalabalığını andırır. Horon oyunlarında genellikle kollar havaya kalkmış bir biçimde oynanır. Bu duruş horomları andırmaktadır. Bundan esinlenerek Horon adını aldığı söylenir.


Horonlar dizi oyunu biçiminde onandıkları zaman dizi biçimleri sıra dizi-lişi, görünüşünde olarak tek sıra erkek, tek sıra kadın, düz dizi, eğri dizi, koşut dizi, bağlı dizi, bağlı tek dizi, bağlı alaca dizi, açık diziş kapalı dizi biçiminde oynanmak-tadır.


Oyun 7 zamanlıdır. Ayak figürleri 10 birim zamanlı ve bağlantılıdır. Çoğunlukla kemençe, davul – zurna ile oynanır. Belli bir müziği yoktur. Mahalli saz sanatçılarının isimlerini de verdikleri kendine özgü özel horon ezgileriyle icra edilir.


Halka oyunu biçimindeki dizilişlerde ise; düz halka, koşut halka, bağlı halka, tek halka, kapalı halka, açık halk, bağımlı halka, tek halka erkek, tek halka kadın, halka, tepeli halka dizilişleri görülmektir.

 

KOLBASTI (Fingil-Metelik)

Fingil (Kolbastı - Metelik) havası çoğunlukla türkülü oyunlardır. Giresun´da bu gün hemen hemen bütün gruplar ya Lazutlar´ı yada Dereboyu Kavaklar´ı kullanırlar. Bunlar çoğunlukla popüler olduğu ve insanların kulağında ezgileri zaten var olduğu için icrası da kolay olduğundan çokça rağbet görür. Oysa Giresun´da daha bir çok fingil havası türküsü vardır. Özellikle Sokakbaşı Meyhane, Oy Bahçenize Ben Giremedim vb. daha bir çok türkü mevcuttur. Bunlar halk oyunlarında da kullanılabilen türkülerdir. Ancak sorulduğunda özellikle Sokakbaşı Meyhane türküsünü halk oyunu olarak çok ağır bulurlar. Bu sebepten kullanmazlar. Fakat eskiyi araştırdığımızda bu oyunun zaten ağır, aheste oynandığı söylenir. Halk oyunları müzikleri bazen metronomları artırılarak çalınır. Ancak bazıları buna müsait değildir. Bu müsait olmayanlardan birisi olan "Sokakbaşı Meyhane" isimli Fingil oyun havasıdır. Sözlü oyun grubuna girer.


“Bu oyuna “Kol Ağası” da denilmektedir. Genelde 2 ve 4 zamanlıdır. Bolu yöresindeki bazı oyunlara benzemektedir. Genelde “Lazutlar” türküsüyle oynanır. 4 zamanlıdır. Bazı Yörelerde; zağma, bildiş oyun havası diye bilinen bu tür oyunlar ve müzikler Giresun yöresinde karşımıza Kolbastı ve Metelik olarak çıkar. Kol deyimi kolcudan gelmektedir. Cumhuriyetten önceki ve de sonraki o dönemlerde; gümrük görevi, polis görevi ve jandarma görevi verilen görevliler vardı. Hatta kişilere ormancı görevi de verilirdi.Karakol ismide buradan gelir. Kara üzerinde ve şehir içinde görev yapan emniyet ve asayiş birimi. Kolcu ise şehir dışında köylerde, kırsal kesimde mermi, silah, tütün, uyuşturucu, alkollü içecekler kaçak ağaç kesme vb. davranışları durdurmakla ( bugünkü köy korucusu) görevli kişilerdi. Bunlar; mert, korkusuz, silahlı ve atlı gezerler. Çünkü görev alanları çok geniştir.


Cumhuriyet öncesinde işret (alkollü içki) yasak olduğundan bu defa yöre delikanlıları da aksine sazlı ve sözlü içki muhabbeti yaptıklarından; işte çoğu zaman kolcularca baskına uğrarlardı.


Muhabbet yapan yöre delikanlıları cesur, yiğit ve atak olmak zorundaydılar. Çünkü, her an baskına uğrayacakları için silahları da vardı. Başka bir eğlence şekli olmadığından yasakla vicdanları arasında bir çeşit savaş verirlerdi. Zamanla baskın yapa yapa ve zamanla basıla basıla kolcu ile yöre delikanlıları birbirlerini görmezlikten gelirler ve arkadaş olurlardı. İşte bu her iki insanın oyunlara karışması hatta oynaması ile oluşan ve oynanan bir oyun olduğundan buna zamanla kol havası, kol oyunu veya kolbastı denilmiştir. Kol havasının bir çeşitlemesi de Fingil ve Meteliktir.


Oyun 2 ve 4 zamanlıdır. Figür genişliği pek yoktur. Bağlama en çok kullanılan enstrümandır. Müzikle ayak figürleri uyumludur.


Kullanılan müzikler; Oy Bahçenize Ben Giremedim, Lazutlar, O Yaylanın Çimenine, Sokakbaşı Meyhane … biz burada Lazutlar müziğinin nota ve ritmik yapısını aşağıda gösterdik. 

 

GÜRCÜ SALLAMASI

Giresun Merkezden, Ordu iline doğru olan bölgelerde, özellikle Bulancak ve Piraziz ilçesi ile yükseklerinde sıkça görülür. Muhacirler zamanında buralara yerleşen Gürcü halkı tarafından yöreye getirildiği sanılmaktadır. Giresun’da pek oynanmaz. Bunun için nota ve ritmik yapısını göstermeye gerek yoktur. Ordu yöresinde görülen Gürcü Horonu ile gerek müzik, gerek ritm ve gerekse figür olarak aynıdır. Oyun; 8 ( 3 + 2 + 3 ) zamanlıdır. Ziyadesiyle aynı oyun Ordu yöresinde oynanır. 

 
GİRESUN’DA GİYİM KUŞAM VE KADIN-ERKEK KIYAFETLERİ

GİRESUNDA GİYİM KUŞAM

İl merkezi ve kıyı bölgelerinde çağdaş giysiler giyildiği halde iç kesimlerde geleneksel giysiler yaygındır. Giresun’da peştamal kadın giyiminin değişmez bir parçasıdır. Cepkenler, bindallılar, entariler bu yörede görülmektedir. Kadınlarda başa örtülen, bele sarılan peştamalın değişik türü vardır. Kadınlar başlarına “Keşan Peştamal” denilen gösterişli ve ince bir dokumayı bellerine de düz çizgili veya direkli peştamal diye adlandırılan dokumayı sararlar. Kadınlar eskiden canfes (üçetek) de giyerlerdi. Ev gezmelerinde, düğün ve bayram gibi özel günlerde de kadınlar başlarına altın tepelik, boyunlarına beşibiryerde ve kollarına da hasır bilezik takarlardı. Hasır bilezikler günümüzde de büyük ilgi görmektedir.

Eskiden dokunan yün çoraplara günümüzde pek rastlanmamaktadır. Boyalı yaşmak ve çember, peştamal, entari, hırka ve yelek günlük kadın giyimini oluşturmaktadır. Ayaklara giyilen kara lastik artık kullanılmamaktadır.

Kentte de görülen bu giyimin yanında modern giyim de yaygındır. Erkek giyiminde dağlık kesimlerde aba – zıpka denen paçaları dar, baldırdan yukarısı bol pantolonlar giyilir. Bu giyimde yörenin sert iklimin etkisi vardır. Erkeklerde aba zıpkanın yanında çerkez kayışı, kama, gümüş kamalık, kabalak ve çizme giyilmektedir. Erkekler il merkezinde, kıyı ve kasabalarında ceket ve pantolon giyerler, kasket takarlar.

Günümüzde Giresun halkı modern giyimi kullanmaktadır. Yine köy ve kasabalarda kadınlar ev içinde oyalı yaşmak veya çember, entari, peştamal veya şal giyerler. Ayaklarına; lastik veya kundura giyerler.

 

KADIN KIYAFETLERİ
 
Daha çok il merkezinde olmak üzere zenginler tarafından giyilen ipek ve kadife entariler yöreye has motiflerle süslenir. Ekonomik duruma göre altın, gümüş işlemeler göze çarpar. Genelde canlı renklerden oluşan (sarı, kırmızı vs.) serbest kıyafetlerdir. Kumaş olarak; eski yıllarda basma ve pazen olarak mevsimine göre giyinilir. Eskiden Çarşaf ve Ferace giyilirdi. Bindallı ve üçetek tabir edilen elbiseler de giyilirdi. Giyim kumaşları şehir ve köylerde değişmekte olup, ipekten yapma elbiseler kullanılabilirdi.

Eskiden şehirlerde gündelik giysi olarak kadınlarda manusa denilen çizgili, pamuklu, fanusa denilen yünlü ve ipek kadife entariler giyilirdi. Tepelik ve oyalı yemeni başa bağlanırdı. Bu giysiyle sokağa çıkıldığında başa gelen kısma büzgülü ipek, pütükare çarşaf ve peçe takılırdı. Entarinin üstüne Musul çarşaf giyerler. Kenarları 2-3 cm. genişliğinde altın gümüş telle şeritlenmiş, başa kordonla bağlanıp, ucuna altın gümüş toplar, nazar boncuğu yaşlılara felç vurmasın diye bir akik boncuk bulunan peçe ve kıl peçeler takılırdı.

Yatak giysisi olarak; beyaz patiskadan fistolu, kırmalı veya dantelli kurdelelerle süslü gecelik giyilirdi.

Hamam giysisi olarak; Zenginler; altın sırmalı, gümüş telli havlular, üçgen biçimi yaşmaklar, gümüş tas, gümüş nalın, altın ve gümüş kakmalı fildişi taraklar kullanırlardı.Fakirler ise; baş tarafı işli ipekli havlular, yaşmaklar, ceviz nalın, bakır taslar ve pamuk keten peştamallar kullanırlardı.

Sırmalı bohça içinde ikinci beyaz bohçaya sarılmış; gümüş telli sırmalı havlu, yaşmak, altın ve gümüş kakmalı fildişi tarak, gümüş tas, gümüş nalın, kese, sabunluk, hamamda üzerine oturmak için küçük bir halı ve işlenmiş örtü bulunur. Bunun yanında hamamda ipekli ve pamuklu peştamallar da kullanılırdı.
 
 
 
Cember, Çember, Çömber

Yörede baş örtüsü (Tülbent), yemeni ve yazma olarak da bilinir. İnce ve seyrek dokunmuş, üzerine kalıpla basılmış, elle boyanmış yaprak ve çiçek motifleri bulunan, etrafı çeşitli renklerde ince boncuk, metalik beyaz pul ve iğne oyalarıyla süslü, başta siyah olmak üzere değişik renklerde olan bez bağlanır. Bkz. Resim 3. Çemberin diğer bir adı da “Yaşmak” veya “Bürümcek” olarak da geçmektedir.

Entari

Entari, üçetek veya Bindallı olarak da tabir edilir. Fistan üzerine eskiden “Yaylık” takılırdı. Yöre giyiminde en çok kullanılan model; beli büzgülü entari modelidir. Etek ve yaka kısmı fırfırlı (volanla) veya dilimli; kolları uzun, kol ağızları manşetli veya büzgülü olup lastik takılır.


Yaylık; Genellikle Görele ve çevresinde kullanılır. Fistan üzerine İman tahtası olarak tabir edilen göğsü kapatan bezdir. Günümüzde kullanılmamaktadır.

Yelek

Kolsuz sade modeli ile yeni giyimi, kadife kumaşı ve işlemesiyle eskiyi hatırlatır. Kol ve yaka kenarına işlemenin renginde harç ve uyumlu renkli su taşı geçirilir. Yeleğin sağ ve sol yanı ile arkası eskiden sırma tekniği ile( başta çiçek ve yaprak olmak üzere ) çeşitli desenler işlenir. Tam bele inmez, önde kendiliğinden kapanabileceği gibi gizli kanca veya uçkurla içten bele bağlanır. Çeşitli pamuklu bezlerden yapıldığı gibi en makbulü kadife olanıdır.

Göynek

Beyaz ve krem rengi olan Göynek dokuma keten, kara keten ve bürümcükten yapılmıştır. İçe giyildiği için bu gün kullanılmamaktadır.

İç Donu

Eskiden uçkurlu ve dize kadar uzun, diz kısmı lastikli “Tıman” adı verilen bezden yapmadır.

Peştamal

Entarinin üzerine, bele bağladıkları, genellikle beyaz, kırmızı, enlice çizgili veya kareli peştamallar bağlanır. Buna yörede “Keşan” da denilir. Her gün iş içinde bulunan kadınların tarlada, mutfakta, yolda, pazarda belinde taşıdığı peştamalı oldukça süslü bir giysi olması yanında kadınların çalışırken üst başlarını kirlenmekten koruyan iyi bir önlüktür.


Acem Şalı:
Daha çok yüksek kesimlerde oturan kadınların bellerine sardıkları kalınca bir kuşaktır. Kuşak, sırtında yük taşıyan kadının belinin incinmemesi bakımından bir yastık (arkalaç) görevi görür. Özel gün ve düğünlerde giyilen püsküllü ve desenli yün kuşaklara “ACEM ŞALI” denirdi.Bunun sebebi bu kuşağın Acem ülkesinden gelmesidir. 
Kolon – Kolan

Yassı ve enlice bağ. Kalın yünden dokunur. Kaytandan daha incedir. Kadınların; sırtında yük taşımada kullandıkları, ayrıca bellerine sardıkları bir bağdır.

Çorap

Yün ve ince sağlam pamuk ipliğinden dokunmuş Fildegoz adı verilen değişik renklerde motiflerle süslü diz kapağının altına gelecek şekilde uzunca örülmüş çoraplar giyilir. Bkz. Resim 9. Örgü desen ve motiflerine göre değişik adlar alırlar. Örneğin, erik yaprağı, burma, saç örgüsü, yıldız, çiçek, kilim, baklava ve muska gibi. Değişik renk ve motiflerde örülen bu çoraplara alaca çorap adı verilir.

Yemeni

Bir çeşit hafif ve kaba ayakkabı. Altı kösele olup değişik renkte deriden alçak topuklu olarak yapılır. Bkz. Resim 10. Dağ köylerinde deriden yapılan çarık, çapula, yemeni, kent merkezinde ve sahil köylerinde mest, kundura giyilir. Ayrıca kara lastik, içi pamuklu bezle kaplı olduğu için ayağı terletmediğinden daha çok kullanılır.
TAKI VE AKSESUARLAR

Gümüş Tepelik

Cumhuriyet öncesi gümüş tepeliği yalnızca genç kızlar takar, gelinler ve evli hanımlar altın tepelik takarlar. Tepelikler genellikle duvak yerine kullanılan saf ipek örtünün üzerine, genç kızlarda ise; iğne oyalı şifon eşarp üzerine takılır. Günümüzde ise bunlar kullanılmamaktadır.

Göğüse Takılanlar

Yörede takı olarak altın, gümüş ve elmas her zaman rağbet görmüştür. Bazı takı türleri günümüze kadar özelliğini bozmadan gelmiştir. Yörede en çok beşibiryerde takılır. Bu altının yanlarına Osmanlı adı verilen Reşat Liralar takılır. Önceden kurdeleyle bağlanarak boyna takılan gerdanlık, günümüzde zincire dizilerek takılır. Bkz. Resim 11. Kulağa ise; elmas küpe, altın küpe (hasır işi) takılır. Yörede liralarla birlikte boğaza at boncuğundan küçük, çeşitli göz alıcı rengarenk boncuklar bağlanır. Bu lira ve boncuklar renkli bezden yapılmış bir bağ ya da renkli bir kurdeleyle dizilmiştir.

Kola Takılanlar

Genç kızlar gümüş bilezik, gelinler altın bilezik (hasır bilezik) takarlar. Her gelinin mutlaka hasır bileziği bulunur. Aile durumuna göre her iki kola da takılır.

Yüz Süslemeleri

Fındığın ateş üzerinde yakılarak elde edilen kömürden kaşlara “Rastık” çekilirdi. Yüze ise pudra sürülürdü. Bugün kozmetikten yararlanılıyor. Yine eskiden Geyik Mantarının sütünü kaşlara sürerek kızılımtırak bir boyama yaptıkları da söylenmektedir. El içlerine ise kutsal sayılan ve halen daha kullanılan “Kına” yakma olayı vardır

 

ERKEK KIYAFETLERİ

Erkeklerde kostüm olarak hakim yaka beyaz gömlek, üstüne düğmeli yelek onun üstüne ise uzun kollu belden bağlamalı aba giyilir. Altta belden bağlamalı Zıpka, ayaklarda el örme çorap, üzerine diz hizasında çizme giyilir. Başta ise aba-zıpka kumaşından yapılmış kulak üzerinden bağlamalı “KABALAK” adı verilen başlık kullanılır. Aksesuar olarak, boyunda zincirli gümüş hamaylı, omuzdan asılıp bel hizasına inen zincirli gümüş tütünlük, göğüs hizasına takılan beşli gümüş köstek zincirleri, belde ise çerkez kayışı ile kılıflı kama ve tabancalık takılır. Kostüm kumaşının ana rengi siyahtır. Esas giyimin dokuması; “KARAMANTU” denilen keçi yününden yapılma, adına “ÇÖPÜR” denilen ve siyah renkli bir kumaştır. Bu kumaş kalın olup, 25 cm.lik enlilikte kazık denilen dokuma tezgahında elle dokunurdu. Oldukça ağır bir kumaştır. Bugün ise normal siyah renkli kumaşlardan yapılmaktadır.

 
Kabalak

150 – 170 cm. uzunluğunda, 24-25 cm. eninde çuha, karamanduladır, sağlam parlak kumaş yada şayak; Şayak: kaba bir şekilde dokunmuş, dayanıklı yünlü kumaş, iplikleri köyden köye ve çuhadan daha seyrek olarak dokunmuş lacivert veya siyah renktedir. Bkz. Resim 12. Kaba örgülü olmakla birlikte sıcak tuttuğundan özellikle köylüler ve kasaba esnafı arasında ceket (aba) ve pantolon (zıpka) kumaş olarak kullanılmıştır. Ortası başa yerleştirilecek şekilde dikilir. Bağlığın tepesine bağlı püskülü vardır. Önde 6 cm. eninde 20 cm. uzunluğunda kaytan işlemesi vardır. Arka tarafında 10 cm.’lik bir yırtmaç vardır. Bu yırtmaç kabalağın iyi ve rahat bağlanması için yapılmıştır. Uzun kısımları uç kısımlarından içe doğru 30 cm. astarlıdır. Başa sarılarak kulak üstünde fiyonk şeklinde bağlanır.

Gömlek – Mintan

El tezgahlarında 1900-1909 yıllarında erkekler için; Koluzobba denilen eriş ve arağazı (dokuma tezgahlarında enine alınan iplik, atkı ipek ve bürümcümle dokuma bir çeşit gömlek), yine yarım koluzobba yahut melez deline ipeği az ve bürümcüğü fazla ikinci çeşit gömlek Hilaliye denilen çin pamuğu ve ayrıca ipek ve bürümcük karışık dokunan erkek gömleğidir. Şimdi ise beyaz-siyah, siyah-beyaz çizgili bezden yapıldığı gibi, beyaz patiska, poplin veya ipekli kumaştan dikilen hakim yaka kolları manşetli bol bir giysidir. Bkz. Resim 13. Yaka; boğaz üzerinde iki üç düğme ile iliklendiği gibi sol omuz üzerinde de iliklenir. Düğmeler siyah renktedir.

İç Göynek

Yakasız ve önden üç düğmeli olarak uzun veya kısa kollu olarak kullanılır. İki tip olarak mevsimine göre, yazın Kara keten kumaşından yapılanı, kışın ise yün olanı giyilmektedir.

 

Yelek

Ön kısmı siyah kumaştan dikilmiştir. Arka kısmı boydan boya astarlıdır Yeleğin iç astarı Karamanduladan olduğu gibi ipekten de olur. Yaka kısmında 12 cm. eninde sırma işlemeler vardır. Sol omuza yakın bir konumdan aşağıya doğru bir dizi düğme ile iliklenir. Bkz. Resim 14. Bu düğmeler simetrik olarak sağda bulunur. Kullanılan düğmeler siyah veya metalik beyaz renkte (gümüşten) olur. Kol altında cepler bulunur. Gömleğin üzerine giyilir. Kruvaze yelek, çift tarafı düğmeli olup, yeleğin arkası köprü bağı ile bağlamalı, yaka kenarları kaytan işlemelidir.

Aba-Cepken

Siyah şayak kumaştan yapılmıştır. Yakasız, kolları astarlı olduğu halde bedeni astarsızdır. Sağ ve sol tarafta birer cebi vardır. Kruvaze olarak sağ solun üstüne kapatılır. Düğmesi

 

MAHALLİ YEMEKLER

· Giresun Mutfağının Özellikleri
· Giresun Mutfağında Kullanılan Araç ve Gereçler
· Giresun Yemeklerinde Kullanılan Malzemeler

Mahalli Yemekler
· Karalahana Çorbası
· Mendek Çorbası
· Hoşran Çorbası
· Çalıçileği Çorbası
·Gücüktene Çorbası
GİRESUN EFSANELERİ
 
Efsaneler halk edebiyatımızın en güzel örneklerindendir. Geçmişle bugün arasında kültürel bağ kurar. İnsanın ve onun oluşturduğu kültürel ortamın yeni nesillere aktarılmasını sağlar. Gerçek veya gerçeküstü varlıklara, yer ve olaylara olağanüstü özellikler atfedilerek oluşturulur. Toplumların inanç ve hayal dünyasındaki çeşitliliği ortaya koyması bakımından önemlidir. Giresun ve çevresinde hala halk hafızasında varlığını muhafaza edebilen efsaneler, mitler ve sözlü kültür unsurları kayda değer nitelik taşırlar.
 
Giresun yöresinde en çok bilinen efsaneler:
 
1- Ada’da Kutsal Heykel Efsanesi
 
İsrailoğuları Mısır’da iken Hz. Yusuf’un altından bir heykelini yaparlar. Mısır´dan sürgün ile çıkarılmaları Filistin´e yerleşmeleri sırasında heykel Mısır’da kalır. Halkın talebi üzerine Hz. Musa bir mucize ile heykeli Mısır’dan Filistin’e getirir. Ancak o vakitler “Kenanîler” olarak bilinen Fenikeliler, heykeli alırlar Kıbrıs adasına götürürler. Denizcilikle uğraşan Yunanlılar heykeli buradan alarak kutsal Olimpus dağına yerleştirirler. Pers İmparatoru Dara (Dareios) Anadolu ve Yunanistan´ı ele geçirince bu heykeli Mısır´a geri verir. Bundan sonra heykel yine Fenikelilerin eline geçer. Onlar da daha güvenli buldukları Karadeniz’in tek adası olarak Aretias Adası´na yerleştirilirler. Böylece kutsal Yusuf heykeli Giresun’a gelmiş olur. Heykeli almak için Yunanlıların 40 kez adaya saldırırlar, ama başarılı olamazlar.

Giresun şehrinin kurucusu kabul edilen Kral Farnakes, Giresun´a egemen olunca, altın heykeli adadan alarak Kale’de bir tapınağa yerleştirir. Buraya Kale’deki Kufa Kuyusu´ndan su bağlanarak su kutsanmış olur. Bu suyun Lonca Mahallesi’ndeki Meryemana Kaya kilisesi çeşmesine akıtıldığı rivayet edilmektedir. Daha sonra Bizans hâkimiyetine giren Giresun’dan kutsal heykel kaçırılıp kaybolur.
 
2-Seyyid Vakkas Efsanesi
 
Seyyid Battal Gazi, Abdurrahman Gazi gibi Seyyid Vakkas da Hz. Peygamber ile kan bağı bulunan bir savaşçı, serdengeçtidir. İslam dinin yaymak ve cihat etmek için Karadeniz Bölgesini tercih etmiştir. Efsaneye göre Giresun´u alması için bir fındıkkabuğuyla denizleri aşarak Giresun´a gelmiş; emrindeki kuvvetleri de bir fındık içi ile günlerce beslemiştir.
 
Pontus Devletine son vermek Karadeniz Bölgesine İslam dinin yaymak isteyen Sultan Fatih’in ordusuna katılıp onun Uç Beyi olmuştur. Giresun Kalesi’in deniz ile buluştuğu noktada yer alan Metamorphisis Kilisesi’ne giderek burada gizlice bilgi toplama çalışır. Ancak ayine katılan Hıristiyanlar tarafından fark edilmiştir. Durumunun ortaya çıkması üzerine Hıristiyan halk tarafından yakalanmak istenir. Ancak o savaşmayı tercih eder ve bu yüzden de bir kılıç darbesi ile kellesini kaybeder.
 
Mucizevî biçimde kopan kellesini kolunun altına alarak uzun süre savaşır ve çok sayıda düşman öldürür. Bu şekilde savaşarak Kale eteğine kadar gelir. Bir kadının bu hali görüp hayret ile çığlık atması üzerine de sırrı ifşa olduğu için düşüp ölür. Bu olağanüstü olay halk hafızasında yer eder ve zamanla mezarı üzerine bir türbe inşa edilir.
 
3-Al Kızı Efsanesi
 
Dereli ilçesinin Kızıltaş yaylasında Sağrakgöl adıyla gizemli bir göl varmış. Suyu soğuk ve oldukça derin olduğu için de kimse buraya girmeye cesaret edemezmiş. Bir gün köyün çok iyi kalpli çobanı, kaybettiği koyunlarını ararken gölün kenarında bir ipek mendil bulmuş. Mendilin sahibi gölün içinde yüzen uzun saçlı bir peri kızıymış. Çoban mendili alıp eve dönmüş. Peri kızı da onu takip ederek çobanın evine gelmek zorunda kalmış. Sonra peri kızı ile çoban evlenmişler, çocukları olmuş.
 
Bu evlilikten evliyanın baş tacı Hacı Ellez (İlyas) Hazretleri olmuş. Yıllar sonra çoban ile peri kızı yine bu gölün kenarına gelmişler ve ilk karşılaştıkları günleri hatırlamışlar. Peri kızı çobandan, ipek mendilini artık geri vermesini istemiş. Çoban da peri kızının yaşlı haline anne oluşuna bakarak kendisini terk edemeyeceğini düşünerek mendilini geri vermiş. Peri kızı mendili alıp Sağrakgöle ayağını dokundurunca ilk günkü gibi gençleşmiş ve güzelleşmiş. Çoban onu kararından geri çevirmek istemişse de başarılı olamamış. Peri kızı “evim al evi olsun, lohusalar şifa bulsun” diye dilek dileyerek gözden kaybolmuş. İşte o günden beri Kızıltaş köyündeki bu ev “al ocağı” olarak kalmış. Loğusa hasta gelinler, kadınlar buraya giderek Al kızından şifa bulmuş.
 
4-Çoban Totak ve Pir Aziz Efsanesi
 
Bugünkü Piraziz ilçesinde türbesi bulunan Şeyh İdris’in Karagöl Dağı çevresindeki yaylalarda otlattığı koyun sürüsü, “Çoban Totak” adında ermiş biri tarafından otlatılmaktaymış. Şeyh İdris’in de yaylada bulunduğu bir sırada, beklenmedik bir zamanda Çoban Totak ölmüş. Ölüm olayı ikindi vaktinde gerçekleştiğinden cenazenin kaldırılması için yeterli vakit de yokmuş. Ayrıca olayın yaşandığı yayla ile Şeyh İdris’in yaşadığı Piraziz arasında –yürüme- bir günlük mesafe varmış. Bu durum karşısında Şeyh İdris abdestini almış ve ikindi namazına başlamadan önce kuzeye yönelerek mollası Aziz’e seslenmiş:
 
“- Totak öldü kefenlik bez getir, kazma kürek tez getir, koyuna da tuz getir!” demiş. Şeyh İdris daha namazını bitirmeden Molla Aziz yanına gelmiş. Bu durum karşısında şaşıran Şeyh İdris, mollasının eriştiği manevî dereceyi takdir anlamında ona “Pir kişi olasın, adın da bu yerlerde bâki kalsın” diye duada bulunmuş. Bundan sonra bölgeye Pir Aziz’in adı verilmiş.
 
5-Gelinkaya Efsanesi
 
Giresun ilinde halkın “Gelinkaya” diye isimlendirdiği ve adına efsane izafe ettiği iki mekân vardır. Bunlardan biri Görele taraflarında Sisdağı´nın güneybatısında yer almaktadır. Çanakçı Kuşköy´ün de doğusuna düşen bu doğal kayalık, Sisdağı´nın yamacına yaslanmış, 30-40 m yükseklikte ve bebeğini sırtında taşıyan bir kadın görünümündedir. Halk arasındaki yaygın söylence şöyledir:

Yıllar önce güzel bir gelin ve çok sevdiği kocasıyla bir de çocuğu varmış. Karı kocayla birlikte oturan bir de yaşlı kaynana varmış. Ailenin geçimi, hayvancılığa dayalıymış. Yaşlı kaynana, karı - koca ve bir çocuktan oluşan bu mutlu aileyi kıskanıyormuş. Kaynana çok titiz ve geçimsiz birisiymiş. Gelin, çoktan bu yaşlı acuzeyi terk edip gidecekmiş. Ama kocasını ve çocuğunu da çok seviyormuş.
Bir gün, genç gelin, yanında çocuğuyla birlikte, Sisdağı´nın yamaçlarına ineklerini otlatmaya gitmiş. İneklerden Sarıkız diye adlandırılanı çok hoyrat, dik başlı; ötekilere uymayan, onlardan ayrılıp ormanın derinliklerine giden bir hayvanmış. Genç gelin, bebeğini avutup emzirirken, sarıkız kaşla göz arasında yok olmuş. Öteki sığırlardan ayrılıp, ormanın derinliklerinde yitip gitmiş. Gelin, neden sonra ineğin yokluğunu, yittiğini fark etmiş, hemen aramaya başlamış.

Genç gelin, Sarıkız´ı bulabilmek için Sisdağı´nı dolanıp durmuş, her yanı aramış. Aramadık yer bırakmamış, ama nafile yine bulamamış. Akşam yaklaştıkça, yüreğini korkular sarmaya başlamış. Eve gitse kaynanadan; dağda kalsa kurttan kuştan korkarmış. Çıkar yol bulamayan genç gelin, çocuğu sırtında, bir süre daha ormanda dolaşmış durmuş. Ama hiçbir iz bulamayınca, ağlaya başlamış. Gözyaşları akan derelere karışmış. Karanlık iyice bastırıp, gecenin yüreklere korku salan sessizliği çökmüş, her yanı kaplamış. Artık yapabileceği hiçbir şey kalmayınca Kıbleye dönüp Allah’a yalvarmış:
 
-"Allah’ım, ya beni kuş et uçur, ya da taş et dondur!" demiş. Gelinin yalvarışları kabul edilmiş ve o anda taş olup kalmış.
 
Efsanenin başka bir versiyonu da Merkez ilçeye bağlı Mesudiye köyünde bulunan üst üste oturmuş ilginç iki kaya ile ilgili olanıdır. Söz konusu bu kaya ile ilgili efsane ise şöyledir:
 
Güzeller güzeli genç bir kız, görücü usulü ile sevmediği bir erkek ile evlendirilmek isteniyormuş. Anne ve babasına karşı çok saygılı olan iyi kalpli kız buna itiraz edebilecek durumda değilmiş. İçten içe köyün başka bir delikanlısı ile hayatını birleştirmek, onunla evlenmek istiyormuş. Ama bunu ailesi ile paylaşmaktan da sıkılıyormuş, biraz da babadan korkuyormuş. Tanımadığı, sevmediği bir erkeğe verilmesine engel olamamış. Düğün tarihi gelmiş çatmış ve nihayet koca evine gelin olarak yolcu edilmiş. Gelin alayı önünde giden at üzerinde götürülürken içinden Allah’a dua edip yalvarmış:
 
“-Allah’ım, beni kötü koca eline düşürme, taş et dondur” demiş. İyi kalpli gelinin duası kabul olmuş ve gelin alayının önünde, at üstünde taş oluvermiş.
 
GİRESUN TÜRKÜLERİ

 

Türkü adından da anlaşıldığı gibi Türk kelimesinden doğmuş ve Türklere ait ezgilere verilen ortak addır. Bu tür içinde değerlendirilen eserler ait olduğu yörenin, bölgenin, toplumun/milletin iç âlemini yansıtırlar. Türkü insan hayatının doğumundan ölümüne kadar bütün evrelerini içine alabilen, diğer bir deyişle dile getirebilen halk şiirinin en yaygın türüdür. Türküler içinden çıktığı halkın duygularını, düşüncelerini, karşılaştıkları olay ve durumlarla ilgili görüşlerini, sevinçlerini, kederlerini, umutlarını, nefretlerini yansıtırlar.

Giresun ve çevresi türkü bakımından ülkemizin en zengin bölgelerindendir. Türkülerimizin en zengin arşivinin bulunduğu TRT arşivinde en çok türküsü bulunan illerden biri de Giresun’dur. Bu türküler bölge insanın sosyal ve günlük yaşantısıyla çok yakın ilişki içerisinde olup, yöre insanının karşılaştığı durum ve olaylar karşısındaki tepkisini çok net bir şekilde yansıtırlar. Giresun türkülerinden birkaç örnek:

 

ALTIN YÜZÜK

Altın yüzüğüm var benim (anam) 
Parmağıma dar benim 
Giresun’un içinde (canım) 
Kara gözlü yar benim . 

Hop ninnayı ninnayı aman 
Gel oynayı oynayı 
Hop ninnayı ninnayı canım 
Gel oynayı oynayı 

Altın yüzük yaptırdım (anam) 
Kuyum ustalarına 
Acep ilaç olur mu (canım) 
Gurbet hastalarına 

Hop ninnayı ninnayı aman 
Gel oynayı oynayı 
Hop ninnayı ninnayı canım 
Gel oynayı oynayı 
               Kaynak: Piroğlu Osman 
              

BAĞLAMAM PERDE PERDE

Bağlama perde perde 
Düşürdün beni derde 
Ayak üstü duramam 
Seni gördüğüm yerde 

Oy Giresun Bulancak 
Bu iş nasıl olacak 
Ben hakime danıştı 
O yar benim olacak 
                 Kaynak: Ömer Akpınar 

BİR FINDIĞIN İÇİNİ

Bir fındığın içini 
Yar senden ayrı yemem 
Bugün gördüm yarimi 
Öldüğüme gam yemem 

Aldır aslanım aldır 
Al yanakları baldır 
Kınalı ellerinle 
Beni uykudan kaldır 

Fındık toplayan gelin 
Fındık dalda kalmasın 
Gel biraz konuşalım 
Aklım sende kalmasın 

Aldır aslanım aldır 
Al yanakları baldır 
Kınalı ellerinle

Beni uykudan kaldır


Fındık dalda tekleme 
Kız fistanın ekleme 
Yarin gitti bu elden 
Gelir diye bekleme 

Aldır aslanım aldır 
Al yanakları baldır 
Kınalı ellerinle 
Beni uykudan kaldır 
               Kaynak: Osman Kalyoncu

 

 

BİZ HEPİMİZ ÜÇ KARDAŞ

Biz hepimiz üç kardaş 
Ben ayrı anadanım 
Sevdalık çekenleri de 
Sen gayır yaradanım 

Ayağında çorabın da 
Biri yün biri pamuk 
Yetişemiyum sağa da 
Çabuk gidiyun çabuk 

Asker oldum giyum da 
Görele bizim tabur 
Yar aklıma gelende de 
Nasıl edeyim sabur 

Sis dağının başında da 
Kar mısın boran mısın 
Alacağım yar seni de 
Onaltı da var mısın 
             Kaynak: Ömer Akpınar 

GİRESUN'UN EVLERİ

Giresun'un evleri 
Şima ile kaynama 
Kız benimle oynadın 
Başkasıyla oynama 
          Ninnay aslanım ninnay 
          Ninnay a gülüm ninnay 

Giresun'da kayıklar 
Kızlar fındık ayıklar 
Sevenler sevdiğini 
Gece gündüz sayıklar 
            Ninnay aslanım ninnay 
           Ninnay a gülüm ninnay

                     Kaynak: Nejat Buhara 

TAMZARA'NIN YOLLARI

Tamzara'nın yolları

Dönümlüdür dönümlü 
Kalk gidelim sevdiğim

Yalan dünya ölümlü


Ölürsem başucumda

Söyleyin tamzarayı  
Yar gelince gösterin

Sinemdeki yarayı 
                  Kaynak: Mehmet Üstün 

SOKAK BAŞI MEYHANE

Sokak başı meyhane 
Asmadandır kapısı 
Ben gözüme aldırdım 
Onbeş sene hapisi 

Kara koç boyanır mı 
Öpsem yar uyanır mı 
İkimizde sevdalı 
Buna can dayanır mı 

Kale bayırı düzü 
Devriye sardı ya bizi 
Hep beraber olalım 
Vermeyelim şu kızı 

Alçacık beden yarim 
Sallanıp giden yarim 
Seviştik de ayrıldık 
Sebebi neden yarim 
              Kaynak: Cemil Uzel

OY MİRALAY 


Oy Miralay Miralay 
Askerin alay alay 
Al kızları askere 
Askerlik olsun kolay 

Ben başıma koyamam 
Miralay’ın fesini 
İşittikçe duramam 
Nazlı yarin sesini 

Ustam nasıl kondurdum 
Taş başına binayı 
Zindan ettin başıma 
Ha bu yalan dünyayı

yazılım: habersistemim